Yükleniyor
VENEDİK'E AŞIK BİR AMERİKALI
VENEDİK'E AŞIK BİR AMERİKALI

Yazar: Ayşe Bayvas

 

Bir kısmını dönemin önemli fotoğraf sanatçılarının çektiği, üzerinde müthiş kreasyonların olduğu pek çok gençlik fotoğrafı var ama ben onu böyle görmeyi seviyorum.

 

23 Aralık 1979’da hayata veda eden Peggy Guggenheim dolu dolu yaşadı. Müthiş bir aile servetinin içine doğdu. Babası Titanic faciasında öldüğünde 14 yaşındaydı.

 

İlk eşi ve iki çocuğunun babası ile 1921’de Paris’e taşındığında kısa sürede kendini Paris bohème ve Amerikan göçmen toplumunun kalbinde buldu. Constantin Brancusi, Djuna Barnes ve Marcel Duchamp gibi o dönemdeki tanıdıklarının çoğu, ömür boyu arkadaşları olacaktı.

 

Peggy 1938’de Londra’da Guggenheim Jeune adlı bir sanat galerisi açtığında, 39 yaşındayken savaş sonrası sanatının gidişatını önemli ölçüde etkileyecek bir kariyere başlıyordu. Arkadaşı Samuel Beckett, kendisini çağdaş sanata adaması konusunda onu teşvik etti, çünkü bu “yaşayan bir şey”di. Marcel Duchamp onu sanatçılarla tanıştırdı ve kendi deyimiyle “soyut ve sürrealist sanat arasındaki farkı” öğretti.

 

“Günde bir resim satın alma” kararı ile çağımızın en büyük koleksiyonlarından birini oluşturan, çağın en büyük ve sonradan büyük kabul edilen sanatçıların hamisi olan, kendini Hitler’in “dejenere sanat” olarak tanımladığı eserleri kurtarmaya adayan, Yahudi olduğunu gizlemeye çalıştığından antisemitik olmakla suçlansa da anılarından inancına sahip çıktığını öğrendiğimiz müthiş bir kadın o.

Peggy, 1948’de Venedik’te Büyük Kanal üzerinde satın aldığı 18. yüzyıla ait Palazzo Venier dei Leoni adlı sarayda 30 yıl yaşadı. Venedik'in Dorsoduro semtinde, Büyük Kanal (Canale Grande) üzerinde yer alan Palazzo Venier dei Leoni’nin yapımına Venedik’in güçlü ailelerinden biri olan Venier Ailesi için 1749’da mimar Lorenzo Boschetti tarafından başlanmıştı. Andrea Palladio ve Baldassare Longhena'nın stillerini birleştiren görkemli, çok katlı bir saray olacaktı ancak sadece zemin kat tamamlanabildi.

Peggy, Venedik'in görkemli Büyük Kanal palazzoları arasında sade ve modern duruşuyla dikkat çeken bu sarayda 1951 yılından itibaren sahip olduğu sanat eserlerini sergilemeye başladı. Peggy, Venedik’e aşıktı. “Venedik’te yaşamak, hatta onu ziyaret etmek, şehre âşık olduğunuz anlamına gelir. Kalbinde başka biri için hiçbir şey kalmaz.” diyordu. Belki de bu yüzden Peggy’yi Riva degli Schiavoni boyunca dolaşırken, Piazza San Marco’da bir fotoğraf için poz verirken, Arsenal’in girişinde köpekleriyle oynarken ya da şehrin kanallarında kişisel teknesinde örgü örerken görüyoruz. Kırmızı çoraplarını, beyaz botlarını ve ikonik kelebek gözlüklerini kaçırmak imkânsız. O, adeta bir rock yıldızıydı.

Seçtiği eserler de adeta 20. Yüzyıl sanatının zirveleriydi. Ölümünden sonra saray ve koleksiyon, Solomon R. Guggenheim Vakfı'na bağışlandı. 1980'den beri müze olarak hizmet veren sarayda karşılaşacağınız eserler dünya standartlarında bir koleksiyoncunun karizmatik merakı ve bize bıraktığı güzelliklerdir.

 

Gelin birkaçına göz atalım: Koleksiyonun simgelerinden biri olan “Sahilde” (La Baignade), Picasso’nun 1920’lerin sonu ile 1930’ların sonunda sert, geometrik formlarla yarattığı birkaç eserden biri. Zarif ama aynı zamanda neredeyse heykelsi ve üç boyutlu görülen iki figürün olduğu kompozisyon sakin ve rahat.

René Magritte’in çok sayıda versiyonu olan “Işık İmparatorluğu” (L’Empire des lumières) da müzenin simgelerinden biri. Sanatçı, güneşli bir gökyüzünün altında sokak lambasıyla aydınlanan bir yol resmederek sıradan olanın yüceliğe dönüştüğü muhteşem bir karşıtlık yaratmış.

Peggy, 1943 yılında bir duvar resmi çizmesi için Jackson Pollock’u görevlendirdiğinde henüz tanınmayan bir sanatçıydı. Peggy’nin Manhattan’daki dairesi için yaptığı “Mural”, Pollock’un sadece ilk büyük eseri değil ölçü olarak da en büyük eseridir. Sonrasında sürekli desteklediği sanatçının müzede “damlatma” tekniğinde yaptıkları da dahil olmak üzere on bir eseri sergileniyor.

Koleksiyonda Kübizm, Fütürizm, Metafizik Resim, Soyut Resim, Avangard Heykel, Sürrealizm ve Amerikan Soyut Ekspresyonizmi’nin ufuk açıcı eserlerini görebilirsiniz. Jean Arp, Francis Bacon, Constantin Brancusi, Georges Braque, Giorgio de Chirico, Salvador Dalí, Robert Delaunay, Marcel Duchamp, Alberto Giacometti gibi sanatçıların yanı sıra, Peggy Guggenheim’ın İtalyan modernizmine hayranlığını gösteren Tancredi Parmeggiani ve Edmondo Bacci gibi sanatçıların eserleri de bulunuyor.

Müzenin bahçesi de sürprizlerle dolu. Her köşede bir keşif yapabileceğiniz bahçede aynı zamanda Peggy öldüğünde küllerinin yerleştirildiği bir köşe de var. Peggy'nin mezarı, sade bir taş plaka şeklinde; üzerinde adı ve doğum-ölüm yılları (1898-1979) yazılı. Yanında ise en sevdiği varlıkların mezarı var: 14 tane Lhasa Apso cinsi köpeği. Peggy’nin gittiği her yere götürdüğü bu köpeklerin isimleri de bir plakaya yazılı.

Her mevsimin yakıştığı Venedik’te kış, sisli ve büyüleyicidir. Venedik ressamlarının tablolarında yaşar gibi geçeceğiniz sokaklarda yolunuzu Peggy’nin müzesine düşürün ve dünyadaki en iyi modern sanat koleksiyonlarından birini gezerken zamanı dondurun.

Yollarınız hep açık ve uzun olsun sevgili okur, belki bir gün bir yerde karşılaşırız.

Ayşe Bayvas
Fethiye, 22.12.2025

Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkedin'da paylaş Whatsapp'da paylaş