

Yazar: Ayşe Bayvas
MS 14’ten 37’ye kadar hüküm süren Tiberius Claudius Nero, Roma’nın ilk imparatorlarının en ünlülerinden biri olarak tarihe geçti. Tiberius’un saltanatı, eyaletlerdeki sıradan insanlar için bir barış ve iyi yönetim dönemiydi ancak Roma aristokrasisinde farklı yönleri ve zevkleriyle tanınırdı. Geçen ay Caligula’dan söz ederken adını andığımızı hatırlarsınız.
Tiberius, selefi Augustus MS 14’te 75 yaşında öldüğünde tahta geçti ancak Augustus’un varisi olarak ilk tercih olmadığı gibi kendisi de imparator olmaya istekli değildi. Gelgelelim, Augustus’un taht için eğittiği gençler (Gaius, Lucius ve Marcellus) Augustus hayattayken gizemli koşullarda ölmüştü. Augustus’un karısı ve Tiberius’un annesi Livia şüphelililer arasındaydı, tahmin edebileceğiniz gibi oğlu için hırslı olan oydu. Hatta bir dedikoduya göre Augustus’un ölümünden de Livia sorumluydu. Tiberius 40 yaşındayken başka varis olmadığı için Augustus tarafından evlat edinilmişti. Augustus’un ölümünden sonra Senato onu Tiberius Caesar Augustus adıyla imparator olarak onayladığında 55 yaşındaydı.

Capri, Tiberius’un en sevdiği ada inzivasıydı. MS 26 yılından 37’deki ölümüne kadar orada yaşadı ve bir vali bırakarak ayrıldığı Roma’yı oradan yönetti. Bu yazıda adadan uzun uzun söz etmeyeceğim ancak hakkını verecek bir yazı sözüm olsun.
Tiberius ile ilgili olumsuz bilgilerin çoğunu tıpkı Caligula’da olduğu gibi Romalı tarihçi Gaius Suetonius Tranquillus (ca.70-ca.130) veya kısaca Suetonius’tan öğreniyoruz. Suetonius, On iki Sezar’ın yaşamını anlattığı De vita Caesarum (The Lives of the Twelve Caesars) adlı eserinin ‘Tiberius’un Yaşamı’ bölümünde Tiberius’u bir sapık ve bir sübyancı olarak gösterir, dediğine göre Tiberius, altmışlı yaşlarının sonunda yaşamaya başladığı Capri Adası’nı bir zevk alanı haline çevirmişti.
Dünyanın en büyük pornografik eserleri kütüphanesi buradaydı. Suetonius’a göre Capri’deki villada, imparatorun genç erkek ve kızlardan oluşan geniş bir haremi vardı. Gene iddiaya göre Tiberius, üç erkeğin birbirleriyle ilişki kurduğu sprintria adı verilen bir pozisyonun yaratıcısıydı. İmparator, ayrıca insanların sevişmesini izlemekten hoşlandığı için onun tarafından belirtilen pozisyonlarda sevişenleri seçiyordu. İmparatorluk sarayının duvarları pornografik görüntülerle süslenmişti. Ama Tiberius’un en kötü şöhreti pedofil olmasıydı. Suetonius’un Tiberius biyografisinde Capri’deki genç çocuklarla ilgili iddia ettikleri çağımız okuyucuları için gerçekten rahatsız edici.
Tiberius’un cinsel ahlaksızlığı hakkındaki bu hikayelerin ne ölçüde doğru olduğunu asla tam olarak bilemeyeceğiz. Üstelik Tiberius, Suetonius’un uygunsuz cinsel aktivitelerle ilişkilendirdiği tek imparator değildi. Geçen ay Caligula’dan söz etmiştik, benzer suçlamaları Nero için de yaptığını biliyoruz. Ancak Suetonius, diğer imparatorların hiçbirini Tiberius’a yaptığı gibi çocukları içeren cinsel eylemlerle ilişkilendirmemiş. Fakat soru şu: Suetonius bu konuda güvenilir mi?
Suetonius’un Tiberius ile ilgili iddiaları, küçük çocukların istismarları da dahil olmak üzere, başka hiçbir tarihçi tarafından tekrarlanmıyor. Bu dönemin en güvenilir tarihçisi olarak kabul edilen Gaius Cornelius Tacitus (56-120), Tiberius’un Capri’deki eylemlerini detaylandırmaz, sadece buradaki yaşamında daha önce sakladığı şehvetini ortaya çıkarttığını yazar ve Tiberius’un cinsel aşırılıklarının Roma halkı tarafından yaygın olarak bilindiğini öne sürer. Kanıtları doğrulamadan, Suetonius’un Tiberius’un Capri’deki hayatı, özellikle de genç çocukları istismarıyla ilgili açıklamalarının doğru olduğunu söylemek zor ve eğer yaptıysa, diğer kaynaklarda benzer yorumların yokluğunu açıklamak da zor. Aksini kesin olarak söyleyemesek de Suetonius’a da yüzde yüz inanamıyoruz. Aslına bakarsanız günümüz tarihçileri Suetonius’u antik çağın ilk ‘magazin yazarı’ olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla pek de güvenilir kabul edilmiyor. Gelgelelim, yerleşmiş izleri silmek de kolay olmuyor.
Capri, Romalılar tarafından “keçi adası” olarak anılırdı ve adının Latince “keçiler” anlamına gelen “capreae” kelimesinden türetildiği düşünülüyor. Pan, keçinin arka bacaklarına, bacaklarına ve boynuzlarına sahip bir Yunan tanrısıydı. Pan ve ilişkili yaratıkların -Yunanlılarda “panes”, Romalılarda “faun” olarak da bilinir- kolayca heyecanlanabilen yaratıklar olduğu düşünülüyordu. Bu nedenle bu imge, Suetonius’un Tiberius’u uzak bir adada sinsice dolaşan yaşlı bir şehvet düşkünü olarak tasvirini pekiştiriyor.
Suetonius’un suçlamaları Roma okuyucu kitlesi için şaşırtıcı değildi. Yetişkinleri içerdiği sürece, Roma’nın cinselliğe karşı tutumu oldukça açıktı; seçkinlerin cinsel kötülüklerini abartması zenginlikleri ve statüleri tarafından verilen bir ayrıcalıktı. Tiberius’un hem kadınlar hem de erkeklerle olan cinsel ilişkileri de benzer şekilde şaşırtıcı değildi ve kesinlikle çağdaşları tarafından bir ahlaki kınama olamazdı.
Roma’dan çekilerek Capri’ye yerleşmesi halk tarafından bir firar biçimi olarak düşünülmüş ve kısa sürede Roma halkı onu hor görmeye başlamıştı. Yerine yetkili bıraktığı güvenilir müttefiki Praetorian Muhafızları başkanı Lucius Aelius Sejanus’un (MÖ 20 – MS 31) yeni gücünü tehdit eden herkesi öldürmesi, ayrıca hem Tiberius’u hem de halefi Caligula’yı devirmeyi planlaması sonunu hazırlamıştı. Tiberius, Sejanus ve yardımcılarını idam ettirse de Roma’ya geri dönmedi. Aksine giderek daha şüpheci ve paranoyak hale geldi. Roma’daki vatana ihanet davalarının sayısı, konumunu uzaktan korumaya çalışırken çarpıcı bir şekilde arttı. Görünüşte masum olan birçok insan idam edildi veya sürgüne gönderildi. Halk, Tiberius’un zorba ve mantıksız kurallarından korkarak yaşadı.
Tiberius sonunda 77 yaşındayken öldü. Tacitus, bir ziyafet sırasında fenalaşınca öldüğünün sanıldığını, ancak kısa bir süre sonra tekrar canlandığını iddia eder. Hatta halefi Caligula, İmparator olmasını kutlamaya başlamışken Tiberius’un hala hayatta olduğunu öğrenince müttefiklerinden birinin onu boğarak öldürmesini sağlar.
Kötü mirasına rağmen ölümünden sonra Tiberius yakıldı ve külleri, üvey babası ve selefi olan Augustus’un yanına, Augustus’un Mozolesi’ne yerleştirildi. Onurlarına büyük anıtlar, heykeller ve tapınaklar yapılan birçok Roma imparatorunun aksine, Tiberius ve annesi Julia’nın onuruna günümüz İzmir’inde olan Smyrna antik kentinde MS 23-26’da inşa edilen tek bir tapınak vardır.

Tiberius’un Capri’de yaptırdığı on iki villadan sadece üçü günümüze kaldı: Villa Jovis, Villa Damecuta ve Palazzo a Mare. Villa Jovis (Jüpiter’in Villası), en büyüğüydü. Deniz seviyesinden 354 m yükseklikteki Capri’nin ikinci en yüksek zirvesi olan Monte Tiberio’nun tepesinde yer alan villa, birkaç terasa yayılır. Villa Jovis, Napoli Körfezi’nin, Ischia ve Procida adalarının, Sorrentine Yarımadası’nın ve Salerno Körfezi’nin manzarasının bulunduğu uçurumların tepesindedir. Korunan kalıntılara dayanarak, imparatorun adadaki ana ikametgâhı olduğunu söyleyebiliriz.

Binanın kuzey kanadı yaşam alanlarını içerirken, güney kanadı idari kullanım içindi. Doğu kanadı resepsiyonlar için kullanılırken batı kanadında Anacapri’ye bakan bir ambulatio (sütunlu açık salon) vardı. Villanın bulunduğu yerde su elde etmek zor olduğu için, Roma mühendisleri çatılardan yağmur suyu toplanması ve saraya tatlı su sağlayan büyük bir sarnıç için karmaşık bir sistem inşa ettiler. Ayrıca ana binanın güneyinde, anakara ile muhtemelen dumanla mesaj alışverişi sağlayan bir kule kalıntısı mevcut.

Tiberius’un Roma’dan Capri’ye taşınmasının ana nedenleri, yukarıda da belirttiğim gibi Roma’daki siyasi oyunlara karşı temkinliliği ve suikast korkusuydu. Villa da gene aynı nedenle adanın çok tenha bir yerinde yer alır. Buna rağmen bir balıkçının iyi niyetle imparatora bir balık getirmesiyle yaşanan güvenlik ihlali Tiberius’un bu konudaki hassasiyetini anlatır niteliktedir.
Adanın arkasından kayalara tırmanarak villaya ulaşan balıkçının imparatora hevesle sunduğu kefal, imparatoru çileden çıkarttı. ‘Özel sığınağına yapılan bu cüretkâr saldırı’ için o balıkla balıkçının tokatlanmasını emretti. Bu dayak sırasında zavallı balıkçı Tiberius’a diğer avı olan büyük yengeci sunmadığı için şükrederken imparator bu kez yüzünün yengeçler tarafından yırtılmasını emretti.
Bu tuhaf hikâye rahatsız edici unsurlarının ötesinde aslında Tiberius’un kişiliğinin karmaşıklığını ve çelişkilerini gösteriyor. Onun bu güç ve şiddet gösterisi, böyle masum bir ziyarette bile, güvenliğinin tehlikeye atılma korkusuna dayanıyordu. Öte yandan balıkçının cezası, iktidardakilere saygı ve boyun eğme beklentilerinin ve toplumsal hiyerarşilerin belirlediği sınırların geçiş sonuçlarının bir hatırlatıcısı olarak da düşünülmelidir. Daha geniş bir perspektifte, bu hikâye, muazzam güç ve etki konumundakilerin hayatlarını, kırılganlıklarını, korkularını, paranoyalarını ve yalnızlıklarını korumak için gidebilecekleri sınırları inceleyebileceğimiz bir mercek sunuyor. Bize mermer heykellerin ve büyük unvanların altında, imparatorların da insan olduklarını, insan korkuları ve başarısızlıklarla dolu olduğunu hatırlatıyor. Gerçekten de Tiberius ve balıkçının hikayesi, otoritenin ve gücün karanlık tarafını yansıtan bir ayna olduğu kadar bir bireyin portresidir.

Villa Jovis, gerek konumu gerekse hikâyesi ile oldukça etkileyici bir yer. Gitmek isterseniz yokuş yukarı yürüyerek yaklaşık 40 dakika sürecek olan 2 km’lik yol boyunca bunları düşünebilirsiniz. Alanı tabelaları takip ederek gezebilirsiniz. Giriş kısmında MS 1. yüzyılın başlarında Romalı mimarların villayı nasıl tasarladıklarına ve tepeyi yapının tasarımına nasıl dahil ettiklerine dikkat edin.
Daha sonra Tiberius’un hizmetkarlarının (ve/veya kölelerinin) yaşadığı odaların bulunduğu koridoru geçeceksiniz.

Odalara yukarıdan baktığınızda sınıf ayrımını göreceksiniz.

Ardından imparatorluk konutlarına ulaşacaksınız. Mozaiklere bakarak ne kadar görkemli olduğunu hayal edin.

Aralarda söz ettiğim sarnıçları göreceksiniz tabii.

Büyüleyici Capri’nin inanılmaz hikayelerinden biriydi bu, bir gün Capri’de geçen başka bir hikâye anlatırım size… Belki birden çok…
Yollarınız hep açık ve uzun olsun sevgili okur, belki bir gün bir yerde karşılaşırız.
Ayşe Bayvas
Fethiye, 12.07.2025