Yükleniyor
RÖNESANS'IN PATRONİÇESİ
RÖNESANS'IN PATRONİÇESİ

Yazar: Ayşe Bayvas

 

Avrupa tarihinde sanat patronları arasında çoğunlukla erkeklerin adı geçer. Oysa bazı kadınlar derin izler bırakmıştır. Bunların arasında en önemlilerinden biri sanat patroniçesi ve aynı zamanda bir moda ikonu olan Mantova Markizi Isabella d’Este’dir (19 Mayıs 1474-13 Şubat 1539).

 

Isabella’nın annesi Eleanor, Napoli’nin Aragonlu Kralı I. Ferdinand ve Kraliçe Clermont’lu Isabella’nın kızıydı. Bir yıl sonra doğan kız kardeşi Beatrice ve dört erkek kardeşi daha oldu, Alfonso, Ferrante, Ippolito ve Sigismondo.

 

Kültürlü bir ailede büyüdü, klasik eğitim aldı ve birçok ünlü hümanist alim ve sanatçıyla tanıştı. Olağanüstü zekâsı nedeniyle, sık sık klasikleri ve devlet konularını büyükelçilerle tartışırdı. Ayrıca, çevresinde yaşayan ressamlar, müzisyenler, yazarlar ve akademisyenlerle şahsen tanışıyordu. Tarih ve dil hakkındaki kapsamlı bilgisinin yanı sıra, Virgilius ve Terentius’u ezbere de aktarabiliyordu. Isabella aynı zamanda yetenekli bir müzisyendi, lute çalmayı öğrenmişti. Ayrıca Yahudi bir dansçı olan Ambrogio’dan ders aldığı yeni danslarda da çok iyiydi.

 

Avrupa’nın soyluları arasında siyasi entrikalarda aktif olarak yer alan Isabella, İtalyan Rönesans dünyası hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayan 2.000’den fazla mektup bıraktı.

 

1480’de, altı yaşındayken, Mantova Markisi’nin varisi olan sekiz yaşındaki Francesco’yla nişanlandı. İki hafta sonra Milano Dükü de oğlu Ludovico için teklifte bulunmuştu ancak haliyle onunla nişanlanan kız kardeşi Beatrice oldu. Yakışıklı olmamasına rağmen Isabella “İtalya’nın en iyi şövalyesi” olarak görülen Francesco’ya gücü ve cesareti için hayrandı; aynı zamanda onu bir centilmen olarak görüyordu. İlk birkaç karşılaşmalarından sonra evlilik fikrinden zevk almaya başladı ve sonraki birkaç yılda onu tanımaya çalışarak Mantova’nın Markizi olmaya hazırlandı.

 

Francesco, sanat ve edebiyattan çok spor ve atlarla ilgilenen bir askerdi ancak, sanatın cömert bir hamisiydi de. Isabella ve kocası, Rönesans ressamlarının, yazarlarının, şairlerinin ve müzisyenlerinin çoğunu destekledi. Bunların arasında Perugino, Raffaello, Andrea Mantegna, Giovanni Bellini ve Leon Battista Alberti yer alıyor. Ayrıca saray çevresinde bir kısmı yazarlar Ludovico Ariosto, Battista Spagnuoli, Baldassare Castiglione ve Matteo Bandello, mimar Giulio Romano ile müzisyenler Bartolomeo Tromboncino ve Marchetto Cara gibi isimler de vardı. Isabella ayrıca 1499’da Mantova’ya yaptığı ziyaretin ardından altı yıllık bir süre boyunca Leonardo da Vinci ile mektuplaştı.

 

Hayatı boyunca birçok sanat eseri topladı. Çağdaşı sanatçıların resim ve heykellerinin yanı sıra Roma dönemi heykelleri, antik paralar ve madalyonlardan oluşan koleksiyonunu sergileyebildiği bir daire yarattı: Studiolo d’Este.

Zarafeti ve göz kamaştırıcı mücevherleri Papalara ve krallara ilham verdi. Antikalara ve değerli kitaplara olan ilgisiyle, klasiklerin ve çevirilerin yeni baskıları, sadece onun isteğiyle yapıldı. Mantova’daki entelektüel yaşamı büyük ölçüde etkilediğine şüphe yok.

 

Isabella’nın bir moda ikonu haline gelmesinin nedeni zevkli olduğu kadar zenginliğini kullanarak ne kadar kibirli ya da ne kadar alçakgönüllü olacağının hesabıyla giysi ve mücevher seçmesiydi. Onun resimlerini yapan sanatçılardan kürkleri, eldivenleri ve giysileri ile saçı hakkında fikir sahibi olabiliyoruz.  Gördüklerimizin yanı sıra iç çamaşırı, ayakkabıları, eldivenleri ve kokularını hayal edebiliyoruz.

 

Bahçe tasarımı ve hayvan yetiştiriciliği konusunda çok başarılı olduğu kadar kendisi ve arkadaşları için sabun ve koku üreten bir parfüm ve kozmetik eczanesi yaratacak kadar da öngörülüydü.

 

Isabella’nın hayatı, ailesi ve arkadaşları ile yaptığı yazışmalarla son derece iyi belgelenmiştir. Isabella, kız kardeşi Beatrice Sforza ve Urbino’daki görümcesi ve arkadaşı Elisabetta Gonzaga arasındaki yoğun yazışmalarda sadece sanat değil, insanca satırlar da buluyoruz. Siyasi olarak zulüm gören ve “göçmen” kadınlara verdiği sığınak da Isabella’nın hayatını aydınlatıyor. Hatta kardeşinin karısı, biraz sonra adını anacağımız, Lucrezia Borgia ve kız kardeşi Beatrice’nin kocası Ludovico Sforza’nın iki metresi (Cecilia Gallerani ve Lucrezia Crivelli) gerektiğinde ona sığındı. Bu ilginç kadınlardan da bir gün mutlaka söz etmeliyim.

 

1539’daki ölümünden bir yıl sonra, Isabella ve oğlu Federico’nun sahip olduğu kitapların, antikaların, sanat eserlerinin, enstrümanların, mobilyaların ve diğer değerli eşyaların bir envanteri hazırlandı. Yedi binden fazla öğeyi içeren bu liste geçtiğimiz yıllarda yayınlandı. Isabella’nın koleksiyonlarının önemli bir kısmı artık büyük dünya müzelerinde ve kütüphanelerinde bulunuyor.

 

Onu İtalyan Rönesansı’nın önde gelen kadınlarından biri yapan bunlar mıydı sadece? Hayat hikayesine bakarsak ne buluruz?

 

Isabella ve Francesco, 15 Şubat 1490’da halk tarafından coşkuyla karşılandığı muhteşem bir törenle evlendiler. Isabella’yı şehrin sokaklarında mücevher ve altınlarla süslü bir atın üzerinde hayal edin. Uzun bir nişanlılık geçiren çiftin birbirlerine hayranlığının aşka dönüştüğünü yazanlar var. Gene de Isabella’nın kocasıyla olan ilişkisi hem ikisi arasındaki siyasi farklılıklar hem de uzun süre bir erkek varisin yokluğu nedeniyle bazen çok gergindi.

 

1503 yılında erkek kardeşi Alfonso ile evlenmek üzere Ferrara’ya gelen Lucrezia Borgia’nın Francesco ile olan tutkulu mektuplardan öğrendiğimiz ilişkisine tanık oldu. Lucrezia, görümcesi ve arkadaşı Elizabetta Gonzaga’nın kocası Urbino Dükü’nü yok eden Cesare Borgia’nın kardeşi ve Papa VI. Alexander’ın kızıydı. İlişki başladığı dönemde Isabella bir kız çocuğu doğurmuştu. Francesco ve Lucrezia’nın romantik olmaktan çok cinsel olan uzun, tutkulu ilişkisi boyunca Isabella bu duruma tahammül etti ve hiçbir şey yokmuş gibi ailesini büyüttü. Ancak, Francesco’nun güzelliğiyle ünlü Lucrezia ile olan ilişkisi, Isabella’ya hep çok ıstırap verdi.

 

1509’da Francesco, Fransa Kralı VIII. Charles’ın güçleri tarafından yakalandı ve esir olarak Venedik’te tutuldu. Onun yokluğunda şehri hem komutan olarak savundu hem de yönetti. 1512’de Floransa ve Milano ile ilgili soruları çözmek için gerçekleştirilen Mantova Kongresi’nde ev sahibiydi. Bir hükümdar olarak, kocasından çok daha iddialı ve yetkin görünüyordu. Francesco döndüğü zaman bu gerçek ortaya çıkınca karısının üstün siyasi yeteneği karşısında öfkelendi ve kendini aşağılanmış hissetti. Bu, evliliklerinin geri dönüşü olmayan bir şekilde bozulmasına neden oldu. Francesco yakalanmadan önce zaten açıkça sadakatsiz olmaya başlamıştı. Lucrezia Borgia ile olan ilişki ancak frengisi olduğunu fark ettiğinde sona erdi.

 

Sonuç olarak Isabella, Francesco’nun ölümüne kadar özgürce seyahat etmeye ve kocasından bağımsız olarak yaşamaya başladı. Kültürel açıdan tanındığı Roma’ya taşındı.

 

1519’da Francesco frengi nedeniyle öldükten sonra sekiz çocuğunun yaşayan beşi arasındaki en büyük oğlu Federico, Marki oldu. Isabella, o reşit olana kadar naip olarak görev yaptı, sonrasında da oğlunun isteğiyle şehrin yönetiminde söz sahibi oldu. Şehrin refahını geliştirmek için mimarlık, tarım ve endüstri alanında çalışmalar yaptı. Niccolò Machiavelli’nin “Prens” adlı kitabında yöneticiler için ortaya koyduğu ilkeleri takip etti. Mantova halkı ona hep saygı duydu ve sevdi.

 

1527’de Isabella, Bourbon güçlerinin saldırılarına karşı koymak için paraya ihtiyaç duyan Papa VII. Clement’e ödeme yaparak karşılığında oğlu Ercole için bir kardinallik satın aldı. 6 Mayıs 1527’de Bourbonlar Roma’ya saldırdığında Isabella en çok üç farklı cephede olan üç oğlu için endişeliydi. Federico Papa’nın bir müttefikiydi, Ercole yeni kardinal olmuştu, Ferrante ise İspanyol kuvvetleri arasında askerdi. Paralı askerlerin saldırılarından kurtulmak için Piazza Santi Apostoli’deki aile sarayına sığındı ve burada yaklaşık 2500 kişiye (din adamları, soylular ve sıradan vatandaşlar dahil) barınak sağladı. Roma’dan ayrıldığında Ferrante sayesinde evine sığınan tüm mülteciler için güvenli geçiş elde etmeyi başardı.

 

Isabella Mantova’ya döndüğünde şehrin nüfusun neredeyse üçte birini öldüren hastalık ve kıtlıkla mücadele etti. Şehri bir kültür merkezi haline getirdi, kızlar için bir okul kurdu ve Dükalık dairelerini sanat hazinelerini içeren bir müzeye dönüştürdü.

 

Bir dizi portre içeren önemli sanat himayesine rağmen, özellikle kız kardeşi Beatrice ile karşılaştırıldığında Isabella olarak tanımlanabilecek çok az sayıda günümüze kalan portre var. Bunlar fiziksel görünümünün temsillerinin dikkatli bir şekilde kontrol edildiğini gösteriyor. İdealize resimleri tercih ettiği ancak kişisel özelliklerinin de belirtilmesini istediği biliniyor.

 

1410’a tarihlenen, 14 ahşap plaka üzerine çizilmiş 56 küçük formatlı çizimden oluşan ve tamamı günümüze ulaşmış nadir eserlerden biri olan Ambras Eskiz Defteri’nde karşımıza çıkan Isabella oldukça genç.

Heykeltıraş ve madalya üreticisi Gian Cristoforo Romano’nun yaptığı bir madalyanın ön tarafında Isabella, Mantova’nın yürüyüşçüsü olarak adlandırılmış. Arka tarafında astrolojik işaretlere Latince bir yazıt eşlik ediyor: BENEMERENTIUM ERGO (İyi hak edenler için).

Kopyalarını bazı saraylara diplomatik hediyeler olarak gönderdiği bu madalyadan önce Romano’ya mücevherli altın bir madalya siparişi vermişti ve bunu kendi koleksiyonunda tuttu.

Madalyada 1490’ların sonlarının modasını yansıtan basit, kare yaka bir elbise giyiyor. Zarif dönen saç stili Roma paralarındaki saç düzenlemelerinden ilham alınmış gibidir. Arkada klasik elbiseli kanatlı bir figür sol elinde bir tutam ot, sağ elinde ise bir asa tutar. Önünde yukarı doğru çıkan bir yılan vardır.  Üst kısımda Isabella’ya atfen Yay burcunun bir temsili bulunur. Aynı Latince yazıyı burada da görürüz.

 

Leonardo da Vinci ise Isabella d’Este’nin idealize edilmiş bir çizimini yaptı. Asla bir resim olarak tamamlanmamış olsa da Leonardo’nun Isabella çizimi (c. 1499-1500), profilden ayrıntılı bir tasvirini sağlar. 2013 yılında, bir İsviçre bankasının kasasında uzmanların Leonardo’ya atfettiği bir tablo bulundu. Yağlı boya bu tabloda yapılan karbon tarihlemesi, portrenin 16. yüzyılın başında resmedildiğini gösteriyor. Leonardo uzmanları en azından yüz kısmını onun yaptığına dair görüş bildiriyorlar.

Isabella için dönemin yazarlarından Mario Equicola, “Gözleri siyah ve ışıltılı, saçları sarı ve teni göz kamaştırıcı parlaklıktaydı” diye yazar. Ellerinin ve sesinin çok güzel olduğunu yazan çok sayıda kişi var. Ancak kilosu konusunda gençliğinden beri hep endişeli olduğunu mektuplarından öğreniyoruz.

 

Tiziano’nun 1534’te yaptığı “Siyahlı Isabella” portresinde 60 yaşında olmasına rağmen genç ve olduğundan daha zayıf görünmesi portrelerinin kontrolünün kendisinde olduğunun bir kanıtı.

Başındaki balzo adı verilen başlık onun icadıydı. Türban gibi görünse de saçlar hafifçe alına düşmüş olarak bırakılırdı.

 

Tiziano’nun daha önce yaptığı ancak günümüze kalmayan “Kırmızılı Isabella” portresinin Rubens tarafından 1606’da yapılan kopyasında da bir balzo taktığını görüyoruz.

Kuşkusuz Isabella, Rönesans’ın en etkileyici figürlerinden biri. Mirası, Rönesans sanatı ve kadınların kültürel tarihteki katkıları üzerine çalışmaları etkilemeye devam ediyor.

Yollarınız hep açık ve uzun olsun sevgili oku, belki bir gün bir yerde karşılaşırız.

Ayşe Bayvas
Fethiye, 20.08.2025

 

Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkedin'da paylaş Whatsapp'da paylaş