Yükleniyor
ROMA'DA CARAVAGGIO İZLERİ
ROMA'DA CARAVAGGIO İZLERİ

Yazar: Ayşe Bayvas

 

Öfkeli, vahşi yaradılışlı, alıngan ve sözünü sakınmayan bir karakter... Klasik örneklerin beğenisine aykırı, gelenekçiliği yok etmek isteyen bir sanatçı...

 

Ölümünün üzerinden 415 yıl geçtiği halde eserleri çarpıcılığından hiçbir şey kaybetmeyen Michelangelo Merisi da Caravaggio (1571-1610), sanat tarihinde ''ışıkla ifade ustası'' olarak kabul edilir. Onun doğayı aslında uygun olarak tüm çarpıcılığıyla verme amacı günümüzde hala sanatseverleri şaşırtıyor. Işığı tüm sertliğiyle kullanan sanatçı, derin gölgelerle yarattığı karşıtlıkla sağladığı bu çarpıcılıkla sanat tarihindeki yerini aldı.

 

Hayatı başlı başına bir macera. Hele ölümüyle ilgili kısım oldukça kafa karıştırıcı.

Bu ay onun Roma’daki izlerine kısaca göz atacağız. Belki zaman içinde onun hayatından izler taşıyan resimlerine de tek tek göz atarız.

 

Gezimize Caravaggio’nun en çok eserinin bulunduğu, Papa V. Paul’ün (hd. 1605-1621) yeğeni Kardinal Scipione Borghese (1577-1633) tarafından başlatılan resim, heykel ve antika koleksiyonunun önemli bir bölümüne ev sahipliği yapan Borghese Galerisi ile başlayacağız.

Borghese Galerisi’ndeki eserler, genç yaşından fırtınalı hayatının son aşamasına kadar resme adanmış bir hayatı gözler önüne serdiği için de çok önemlidir. Örneğin, “Meyve Sepetli Genç” ve “Hasta Baküs”, genç bir adamın eserleridir. “Meyve Sepetli Genç”, o dönemde Roma’da etkileri görülen Lombard, Venedik, Toskana ve Flaman etkilerinin yeniden yorumlandığı bir resim. Sepetteki meyvelerin gözlemciyi çeken natüralist detaylarının yanı sıra figüre de odaklanması bu etkilerin senteziydi. Aynı etkiyi “Hasta Baküs”te de görürüz.

“Aziz Jerome”, muhtemelen 1605-1606 yılları arasında, kanunla ilgili sıkıntılardan kurtarılan sanatçının bir minnettarlık göstergesi olarak doğrudan Kardinal Scipione Borghese için yaptığı bir resim. Bu eser, Borghese koleksiyonuna giren ilk Caravaggio tablosu olabilir.

“Madonna ve Çocuk Azize Anne ile” de aynı tarihlere ait. Aziz Petrus Bazilikası’ndaki sunaklar için sipariş edilen resim, figürlerinin fazla kaba gerçekçi olması nedeniyle reddedilince Borghese koleksiyonuna girdi. Bunda yeğeninin tabloyu hızlıca edinmesine izin veren Papa V. Paul’ün etkisi var kuşkusuz.

Caravaggio’nun 1609-1610 yılları arasında resmettiği “Davut ve Golyat’ın Başı”, gene başı kanunla belaya girip Napoli’ye kaçtıktan sonra Roma’ya döndüğünde affedilmek amacıyla yaparak Kardinal Borghese’ye gönderdiği resimdir. Bu şekilde suçunu kabul edip lütuf diler.

“Vaftizci Yahya”, Caravaggio’nun en sevdiği konulardan biriydi. Yaptığı aynı konulu sekiz resimden biri olan Borghese Yahya’sı Caravaggio’nun hayatının dağıldığı 1610’a tarihleniyor. 1606’da bir sokak kavgasında bir adamı öldürdükten sonra kanun kaçağı olarak Roma’dan kaçmış; 1608’de Malta’da hapse atılmış ve tekrar kaçmıştı; 1609 boyunca düşmanları tarafından Sicilya boyunca takip edilmiş, ardından Napoli’ye sığınmış ve varışından birkaç gün sonra kimliği belirsiz saldırganlar tarafından sokakta saldırıya uğramıştı. Şehirdeki Colonna ailesinin koruması altındayken Roma’ya dönmesini sağlayacak bir af arıyordu. Af yetkisi, resimle ödenmesini bekleyen Kardinal Borghese’nin elindeydi. Af haberi yıl ortasında geldi ve sanatçı üç tuvalle birlikte tekneyle yola çıktı. Sonraki haber ise, Roma’nın kuzeyinde İspanya’nın elinde bulunan bir sahil kasabası olan Porto Ercole’de “ateşten” öldüğüydü.

Gezimizin ikinci durağı, Roma’nın biraz dışındaki Stendhal’ın, dünyanın en güzel bahçelerine sahip olduğunu yazdığı Villa Ludovisi olacak. Caravaggio, simya meraklısı Kardinal del Monte’nin deney yaptığı stüdyosunda tavan süslemeleri yapmıştır. Bu tavan süsleri sanatçının Yeni Platoncu akıma ve alegorik “genre” resmine aşina olduğunu gösterir. 1597 yılında yaptığı “Jüpiter, Neptün ve Pluton”u gösteren duvar resmi Caravaggio’nun az sayıdaki duvar resminden biridir ve alışılmışın dışındadır. Ne düzlem ne perspektif ne de tanrıların görünüşü daha öncekilere benzemez. Sipariş, ‘Toprak, Hava, Ateş ve Su’yun alegorisidir ama sanatçı bunu kendi yöntemiyle yapar. Toprak için Plüton, Su için Neptün, Ateş için Jüpiter’i kullanır. Tanrıların yüzleri ve vücutları birebir aynıdır. Bu kez model olarak kendini seçmiştir. Del Monte, ressamın üç adet oto portresi ile karşı karşıya kalır. Cinsel organının aşağıdan yukarıya bakınca görünen hali ile tam betimlemesini de yapmakta ısrarcı olup vücudunun hiçbir detayını atlamamıştır. Kerberos bile kendi köpeği Cornacchia’ya benzemektedir. Hiçbir Roma sarayında böylesi ironik, baştan çıkarıcı ve tuhaf bir resim yoktur.

Üçüncü durağımız olan Barberini Sarayı, Kardinal Pio da Carpi’nin parkında inşa edilmiş ve mülkiyeti 1625’te Francesco Barberini’ye geçtikten sonra Carlo Maderno tarafından planlanmıştır. Bernini ve Borromini’nin izlerini de gördüğümüz yapı, günümüzde önemli Caravaggio eserlerine ev sahipliği yapıyor. Bunlardan biri olan 1598 tarihli “Judith, Holofernes’in Başını Kesiyor”da Caravaggio gene hikayedeki en dramatik anı yani başın kesildiği anı seçmiş. İyiliğin kötülüğe, erdemin ahlaksızlığa karşı zaferini anlatan İncil öyküsüyle yakından bağlantılı olan eser, sahnenin ciddiyetiyle dikkat çeker. Soğuk ve kararlı görünen Judith’in kararlı eylemi; yüzünde hafif bir tepki ifadesiyle, diğer yandan yaşlı hizmetçinin dik dik bakmasıyla, hayatının son saniyelerinde yatakta uzanmış, kasılmış bedeniyle Holofernes’in çığlığıyla tezat oluşturur. 

1599-1600 yıllarına ait klasik mitoloji temalı “Narcissus”, “kendini bil” ahlaki öğüdünün sembolü olarak kabul edilmiştir.

Barberini’deki son resmimiz defalarca işlediği konulardan biri olan 1606 tarihli “Dua Eden Aziz Francis”. Araştırmacılar Caravaggio’nun tekrar tekrar resmettiği, toplumdan uzaklaşmış, düşünceli ve yabancılaşmış genç, olgun ve yaşlı erkeklerden oluşan Aziz Francis, Vaftizci Yahya ve Aziz Jerome konularının aslında Caravaggio’nun kendi sorunlu hayatının özel ikonları haline geldiklerine işaret ediyor.

Bir sonraki durağımız, görkemli sarayda yer alan Doria Pamphilj Galerisi. On altıncı yüzyıldan beri evlilik yoluyla birleşen Doria, Pamphilj, Landi ve Aldobrandini aileleri tarafından bir araya getirilen geniş koleksiyonda yer alan iki Caravaggio tablosundan biri olan 1594-95 tarihli “Tövbekâr Meryem”, çağdaş gerçekçiliği ve geleneksel Mecdelli Meryem ikonografisinden sapması nedeniyle alışılmadık bir resim. Eski günahkâr figürü, Caravaggio tarafından, figürün ve sahnenin yapıcı bir unsuru olmasının yanı sıra, günahın karanlığına yayılan zarafeti de simgeleyen bir ışıkla aydınlatılmıştır.

Caravaggio’nun gelişme dönemini, Lombard deneyimini ve Venedik okulunun etkisini özellikle manzaranın yumuşaklığında belirgin bir şekilde özetleyen 1595 tarihli “Mısır’a Kaçışta Dinlenme”de Aziz Yusuf’un tuttuğu notayı takip ederek keman çalan arkadan gördüğümüz melek, kutsal bir temanın yeniden yorumlanmasıdır.

1602 tarihli “Vaftizci Yahya”nın pozu Michelangelo’nun Sistine Şapeli tavanındaki ünlü ignudi’lerinden birinin pozu ile aynı. O dönemde ignudilerin melek mi yoksa insan güzelliğinin Yeni Platoncu yorumu mu olduğu tartışılırken Caravaggio’nun model olarak ergenlik çağındaki asistanı Cecco’yu kullanıp kutsal bir figür hem de İsa’nın hayatının tanıklarından biri olarak sunması oldukça iddialıydı.

Sadece Roma’nın değil, dünyanın da en eski kamu koleksiyonlarına sahip olan Capitoline Müzesi’nde bulunan benzer “Vaftizci Yahya” da aynı tarihli. Bir kolu bir koçun boynuna dolanarak yaslanmış Yahya, neredeyse sırıtış diyebileceğimiz bir gülüşle bize bakıyor. Figürün bir peygamber olduğunu anlamamız için hiçbir işaret yok, haç yok, deri kemer yok, sadece üzerine oturduğu bir kürk ve kırmızı pelerin var. Koç yerine olması gereken kuzu da yok. Bazı biyografi yazarları Caravaggio’yu Karşı Reformasyon’un temsilcisi bir Katolik olarak tasvir etmeye çalışsalar da modelimiz Cecco, Berlin’de bulunan “Eros” resmi kadar pagan görünüyor.

Başka bir versiyonu Paris’te Louvre Müzesi’nde bulunan Capitoline’deki “Falcı”, 1594’te Kardinal Del Monte için resmedilmiş. Günümüzde Caravaggio’nun ilk kışkırtıcı tablosu kabul ediliyor. Resimde çingene bir kız, hazırlıksız yakaladığı bir askerin el falına bakıyor gibi dururken aslında askerin parmağındaki yüzüğü çıkarmaktadır. Ancak, alyans resimde sol değil sağ eldedir. Bu da sanatçının resmi gene aynadan yaptığını gösterir. Konu, aldatma fikri üzerine bir alegori veya kendini kibre kaptırmamaya dair ahlaki bir davettir.

Anıtsal Corsini Sarayı’nda bulunan bir başka “Vaftizci Yahya”, ışığın yoğun ve yönlendirici kullanımı nedeniyle Roma döneminin sonuna (1606) tarihlenebilir. Bu resimde de Yahya, gene tamamlayıcı sembollerinden arındırılmıştır. Arka plan ve çevre daha da koyulaştırılmış ve izleyicinin dışlandığı bir hikâye hissi yine mevcut.

Sanat galerisinin yanı sıra paha biçilmez eserlere ev sahipliği yapan Vatikan Müzeleri, Rönesans döneminde başlayan papalık koleksiyonlarını düzenleyerek 1700’lerden itibaren inşa edildi. Burada bulunan ve 1602-1604 yılları arasına tarihlenen “İsa’nın Mezara İndirilmesi” sahnesi çok çarpıcıdır. Tam bir gerçekçiliğin hâkim olduğu resimde sağda ellerini acıyla kaldırmış azizeden başlayarak sola doğru kademeli olarak sıralanıp eğilen figürlerin hareketi, İsa’nın sarkan koluyla mezar taşına ulaşmaktadır. Yaratılan ışık-gölge etkisi ile hareketin içinde acıyı hissetmemiz mümkün. Caravaggio, çoğu birer işçi olan azizleri nasırlı ellerle ve çamurlu ayaklarla resimlemekten çekinmemiş. Bu resim onun yeni bir anıtsal evresinin başlangıcıdır.

Caravaggio’nun Roma’daki en çarpıcı eserlerinden üç tanesi San Luigi dei Francesi Kilisesi’nin Contarelli Şapeli’nde yer alıyor. Sipariş Kardinal Contarelli tarafından verilmiş ve ailenin koruyucu azizi kabul edilen Aziz Matta’nın hayatından sahneler olması istenmişti. Konular, “Çağrı”, “Vahiy” ve “Şehit Oluşu” idi.

Altarın sol tarafında bulunan “Çağrı”da İsa’nın Matta’yı çağırdığı an aktarılmıştır, eliyle onu işaret etmektedir ve tek bir kaynaktan gelen ışık, İsa’nın tasvirinde sadece bu eli ve yüzü aydınlatır. Yoğun bir ışık demeti, bütün mekânı ve figürleri tanımlarken keskin bir ışık- gölge karşıtlığına neden olarak resim düzlemini karanlık ve aydınlık kısımlara ayırır. Gelgelelim yerine oturmayan bir şeyler vardır bu resimde. Sanatçı, arka plana, hiç ışık sızdırmayan bir pencere yerleştirmiştir. Eğer bulunduğumuz yer bir iç mekân ise, o cam çok açık renkte olmalıydı. Arkasının dönük olduğu yerde, duvarın arkasında bir açık alan yoktur, kuşkusuz kapalı bir başka oda vardır. Dolayısıyla bu detaya bağlı kalırsak ilk izlenim tersine döner. Araştırmacılar bu konuda henüz herkesin hemfikir olduğu bir sonuca varamadılar. Sonuç olarak, Caravaggio’nun dâhiyane yeteneği, aynı anda hem kapalı hem de açık alan algısını bir arada yaşatmayı başarmıştır.

Altarın sağında yer alan “Matta’nın Şehit Oluşu”nda dramatik bir chiaroscuro hissedilir. Caravaggio, büyük kiliselerin iyi aydınlatıldığını, küçüklerin ise daha loş olduğunu dikkate almıştı. Bu nedenle ana figürün üzerine düşen ışığı çok dramatik kullanıyordu. Tasvirin gerçekçiliği, azizin öldürülmesinin sertliğini vurgular.

Kiliseye yapılan son resim, altar için “Aziz Matta ve Melek”dir. İlk yapılan ve azizin halktan bir kişi olduğu yönünde itirazlar nedeniyle kabul edilmeyen versiyon, II. Dünya Savaşı sırasında Berlin’in bombalanması sırasında yok edildi, günümüze sadece fotoğrafları kaldı. Gördüğümüz versiyonda tüm karanlığın içinde sadece iki figür vardır. Matta, meleğin verdiği ilham ve yönlendirmeyle bilgileri eşsiz ve zarif bir beyaz fırça dokunuşuyla oluşturduğu bir kalemle aktarır. Bu gerçekten olağanüstü ve ustalara yakışır bir detaydır. Dâhice bir dokunuşla, esin mucizesini tamamen entelektüel bir seviyeye aktarmıştır. Ama bu ona yetmez. Meleğin verdiği esinin gerçekten de gözlerimizin önünde yaşandığı duygusunu hissettirecek bir detayı daha ekler. Aziz Matta dizini, tablonun dışına düşme riski taşıyan bir taburenin üstüne dayar. Bu basit detay, mucizevi olayın tuvalin sınırlarını aşmasını ve şapelin gerçek ortamına geçmesini sağlar.

San't Agostino Kilisesi’nin Cavalletti Şapeli’nde bulunan “Loreto Madonnası”, 1604-06 yıllarına aittir. Caravaggio’nun adli sorunlarının devam ettiği bir dönemdi. Kapıda mı bir nişte mi durduğu belli olmayan, kucağında çıplak çocuk İsa’yı taşıyan çıplak ayaklı Meryem’in karşısında kirli ayaklı diz çökmüş hacılar vardır. Meryem, sıradan bir kadın olarak resmedildiği gibi model de Caravaggio’nun başka resimlerinde de model olarak kullandığı Roma’nın en tanınmış profesyonellerinden biri olan Maddalena Antognetti’dir. Meryem’in giysileri içindeki bu tablosu, Papalık Sarayı için hiç de azımsanmayacak bir hakarete dönüşür. Gene de asıldığı yerden kaldırılmaz.

Son durağımız olan Santa Maria del Popolo Bazilikası’ndaki Cerasi Şapeli’nde Annibale Carracci’ye ait olan altar resminin iki yanında “Aziz Petrus’un Çarmıha Gerilmesi” ile “Aziz Paul’ün Dönüşümü” tabloları yer alır. Her iki resmin de ilk versiyonu reddedilmiştir. İlk versiyonu kayıp olan “Aziz Petrus’un Çarmıha Gerilmesi”nde köşegenleri kesiştirme tekniğine yeniden başvurduğunu görürüz. Aziz Petrus, en çaresiz anında acı çeken bir yaşlı adam olarak görünmektedir, yine de dinç ve vakurdur. Ön planda ise ayağı toz toprak içinde, sırtı, harcadığı güçten dolayı gerilmiş bir cellat yer alır. Resimde Tanrısal hiçbir şey yoktur.

Reddedilen ilk versiyonun özel bir koleksiyonda olduğu “Dönüşüm”de bu kez başrol at figürüdür. Caravaggio, Paul olmadan önceki adıyla Saul’ün sanki bir şimşekle körleşerek yere savrulduğu anı seçmiştir. Saul neredeyse resim yüzeyinin dışına doğru düşmüştür ve bu durum izleyiciyi olayın bir tanığı olarak resmin içine dâhil eder. Figürün böylesine kesin bir kısaltılmış perspektifle sunumu resme müthiş bir ifade kazandırmaktadır.

Roma’da bir daire çizerek tamamladığımız Caravaggio yolculuğumuz yorucu oldu. Buna değdiğini umuyorum. Bizler hala onun sanatını, yaşamının sanatına etkisini, ışığı kullanış şeklini, ifade biçimini ve çağdaşları arasındaki farkını anlamaya çalışıyoruz.

 

Yollarınız hep açık ve uzun olsun sevgili okur, belki bir gün bir yerde karşılaşırız.

Ayşe Bayvas

Fethiye, 06.08.2025

Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkedin'da paylaş Whatsapp'da paylaş