

Yazar: Merve Ayvaz Altunörs
Geçen ay Elena Ferrante vesilesiyle Napoli’den bahsetmişken, sözü yine oradan alıyor ve Napoli’nin Capodimonte Müzesi’nde deneyimlediklerimden devam etmek istiyorum kıymetli okurum.
Napoli’yi ziyaret edenlerin müze gezisi olarak ilk tercih edecekleri adres genellikle ihtişamlı binasıyla da dikkat çeken Napoli Arkeoloji Müzesi olurmuş. Ben ise Napoli gezimizde orayı değil, Capodimonte Müzesi’ni görmek istedim.
Bunun için elbette sebeplerim vardı: ilki, bu müzede eserleri olduğunu öğrendiğim Caravaggio’ya artan merakım ve buranın o günlerde 4 yaşında olan kızımızla beraber gezeceğimiz ilk müze olacak olmasıydı. Geniş bahçesi ve arkeoloji müzesine göre daha küçük bir koleksiyona sahip oluşu küçük kızımızla gezmek için burayı bizim için daha uygun bir yer haline getiriyordu. Kendi kişisel meraklarıma ek olarak, bu tür deneyimleri kızımız için de önemsiyorum. Küçük yaşlardan itibaren bir müze gezme kültürü ve farkındalığı olsun istiyorum ve ailece gezilerimize onun varlığını ve ilgilerini de dikkate alacak şekilde müze eklemeleri yapıyorum.
.jpeg)
Capodimonte Müzesi, eski bir saraya kurulmuş olduğundan geniş bir bahçeye sahip. Sarayın bazı odaları ve eşyaları da müze koleksiyonuna dahil edilerek sergileniyor. Bu yönüyle de ilgi çekici ve ayrı keyifli. Öte yandan Capodimonte Müzesi, Napoli Arkeoloji Müzesi kadar ödenek alamadığı, ziyaretçi sayısı da hep kısıtlı kaldığı için maddi sıkıntı çekmekteymiş. Bu da müze kafesi ve müze mağazası gibi yerlerde özellikle çokça hissediliyor.
.jpeg)
Müzede bir kahvelik soluklanmak istediğinizde uğrayacağınız yer, kötü diyemem ama, nasıl desem, standartların belki biraz altında. Bir “museum shop” ise zaten yok. Birkaç kitap, poster ve kartpostal, müze girişinde bilet satış odasında bir köşede satışa sunulmuş. Son derece kısıtlı ve sınırlı ürünler bulunuyor. Açıkçası bu beni biraz üzdü çünkü müze mağazaları da gezmesi ayrı keyifli yerlerdir benim için ve sıklıkla oralardan da alışveriş yaparım. Burada birkaç kartpostalla yetinmek zorunda kalırken, bir müze mağazası gezme keyfinden yoksun kaldım ne yazık ki.
.jpeg)
Müzedeki eserleri inceleyebileceğiniz bir telefon uygulaması var. Girişte bu uygulamadan haberdar ediliyorsunuz ve dilerseniz telefonunuza indirip kullanabiliyorsunuz. Ayrıca bir “audio guide” da satın almanız mümkün. Müze, 2+1 kattan oluşuyor. En kıymetli ve en ünlü eserler 2. katta sergileniyor. +1 olarak ifade ettiğim kat ise modern sanat eserlerine ayrılmış. Süreli modern sanat sergileri de bu bölümde gerçekleşiyor. Müze, genel olarak daha önce gezdiğim sanat müzeleri arasında en küçüklerindendi diyebilirim. Ama burada bile her salona ve esere son derece kısıtlı vakit ayırmamıza rağmen tamamını şöyle bir görmemiz yaklaşık 4-5 saatimizi aldı. Ki meraklısı burada bütün bir gününü rahatlıkla geçirebilir diye düşünüyorum.
.jpeg)
Burayı gezerken çok ilgimi çeken ve önünde diğerlerinden daha fazla zaman geçirdiğim eserlere geçmeden önce üzülerek söylemek zorundayım ki, normalde bu müzede sergilenen Caravaggio eserlerinin bir sergi için başka bir yere taşındığını müzeye gittiğimizde öğrendim, dolayısıyla Caravaggio’nun bu müzede sergilenen iki önemli eseri Flagellazione di Cristo (İsa’nın Kamçılanışı) ve Ecce Homo (İşte İnsan)’yu göremedim. Ve fakat yine de, küçük kızımızla gezdiğimiz ilk sanat müzesi olması özelliğini taşıyan Capodimonte Müzesi bize çok iyi gelen bir deneyim oldu.
.jpeg)
Toplumların kendi kültürlerine ait birtakım değer ve objeleri böylesine koruyup seneler sonrasına iletebilmiş olmaları beni hep çok etkilemiştir. Capodimonte, bu anlamda çok güzel bir örnek çünkü hem içindeki eşyalar ile birlikte bir zamanlar birilerinin yaşadığı bir saray korunup bugüne ulaşmış, hem de içi sanat eserleriyle doldurulup insanların ziyaretine açılmış. Bütün bunlar bana çok etkileyici ve kıymetli geliyor. Tüm o sanat eserlerinden bir profesyonel kadar anlamasam da bu atmosferi solumak, son derece sınırlı bilgimle o eserleri inceleyip kendi dünyamda düşüncelere dalmak beni hem rahatlatıyor, mutlu ediyor, hem de bir biçimde kabımın genişlediğini hissediyorum. Kızımla bütün bunları ilk kez yaşamaksa bambaşka bir keyifti benim için.
.jpeg)
Yazımın bundan sonraki bölümünde müzedeki eserlerin bazılarına biraz daha yakından bakacağız ve müzeye dair son notlarla bitireceğiz.
Mary Magdalena – Titian
Bir dönem internet ortamında sıklıkla karşımıza çıkan bu resmi hatırladınız mı? Resmin orijinali meğer buradaymış ve Venedikli Tiziano Vecellio tarafından 16. Yüzyılın ortalarında resmedilmiş. Şimdi yalan yok, karşıma çıkınca istemsiz bir şekilde güldüm.
Mary Magdalena – Titian
A Boy Blowing on an Ember to Light a Candle
Hani hep söylerler ya, resim canlı gibiydi diye. Bu, işte öyle bir resimdi. Sanki duvarda asılı bir çerçeve değil de, bir pencereydi karşımdaki ve 16. Yüzyıla açılan o pencereden görünüyordu elindeki mumu yakmaya çalışan bu çocuk. Böyle bir deneyimi gerçek bir resimle ancak bu tür bir müzede yaşayabiliyor insan işte.
A Boy Blowing on an Ember to Light a Candle – El Greco
Antea – Parmigianino
Bu tablo, müzede beni en çok etkileyen eser oldu.
Bulunduğu salona girer girmez dikkatimi çekti, beni resmen ısrarla kendine çekti. 16. Yüzyıl penceresinden güçlü bir kadın bakıyordu bana. Müzeyi dolduran kutsal Meryem imgelerinden, bir başı kesen cani kadın yüzlerinden veya herhangi bir şekilde eziyet çeken çilekeş kadın figürlerinden çok farklı; güçlü, kendinden emin, vakur ve kişilikliydi o pencereden bana bakan kadın. Kimdir, neden bu kadın, hiç bilmiyordum ama o kadar önemli değildi ki… Çünkü varlığı bana bu şekilde iyi gelmeye yetti. Ne yalan söyleyeyim, bu müzeleri gezerken beni en daraltan konu, tablolarda, heykellerde gördüğüm kadınların hâlleri. Kadına biçilen roller ve değer burada da kendini gösteriyor aslında ve bu durum beni darlıyor. İ?te bu ortamda Antea bana nefes oldu, ferahlık oldu. Dakikalarca ayrılamadım önünden ve çıkmadan önce son bir kez bakmak için yeniden döndüm yanına.
Antea – Parmigianino
Dopo il Diluvio – Filippo Palizzi
Bu, Nuh Tufanı’nı konu edinen, çok büyük, devasa ve etkileyici bir tabloydu. Geneline baktığınızda o kargaşanın içinde kayboluyorsunuz ama biraz yaklaşıp detayları incelediğinizde; yırtıcıların ne kadar vahşi ve saldırmaya hazır, diğerlerinin de ne kadar korkmuş olduğunu fark ederken, normalde av ve avcı olan bu hayvanlarının hepsini bir arada, omuz omuza görmenin şaşkınlığını yaşıyor ve büyüleniyorsunuz.
Dopo il Diluvio – Filippo Palizzi
Her ne kadar savaş konseptinden komple hoşlanmadığım için burada pek kalamasam da silah ve zırhlarının sergilendiği salon, balo salonları, aileye ait eşyaların sergilendiği salonlar ve o salonlardan bahçeyi seyretmek, müzeyi benim için keyifli ve etkileyici kılan diğer detaylardı.
.jpeg)
Napoli’nin ünlü “presepe” konseptine ayrılmış minik de olsa bir salon bulmak ise beni ayrıca sevindirdi. Burada büyükçe bir “presepe”yi incelerken, İtalyanca & İngilizce açıklamalardan konseptle ilgili bilgi de edinebildim. Daha önce de söylediğim gibi, kültüre ait uzun yıllar boyunca korunan değerler beni hep mutlu eder ve heyecanlandırır.
.jpeg)
.jpeg)
Müzede birkaç tane David ve Golyat, birkaç tane de Judith ve Holofernes resmi gördüm. Bu iki hikaye, okuyup en çok etkilendiğim hikayelerdendi ve bu resimleri gördükten sonra sahiden de Michelangelo ve Bernini’nin ünlü David heykellerinin veya Caravaggio ve Artemisia Gentileschi’nin Judith ve Holofernes resimlerinin diğerlerinden bir biçimde ayrıldığını fark ettim amatör sanatsever gözlerimle. Bu saydığım isimlerin eserlerinin fotoğrafları bile insanı burada gördüğüm diğerlerinin gerçeklerinden daha çok etkiliyor zira.