Yükleniyor
AŞK VE SOFRANIN BULUŞMASI
AŞK VE SOFRANIN BULUŞMASI

Yazar: Suat Gürcan

 

Aşk bazen bir bakışta başlar, bazen bir mektupta büyür; İtalya’da ise çoğu zaman sofrada filizlenir. Çünkü İtalyanlar için yemek, hem karın doyurmak hem de sevmenin ve sevilmenin en kadim dilidir. Bir tabak makarna, bir kadeh şarap ya da fırından yeni çıkmış bir pizza, çoğu zaman söylenemeyen duyguların yerini tutar.

 

İtalyan mutfağı, dünyanın en bilinen mutfaklarından biri olmasının ötesinde, insan ilişkilerini şekillendiren güçlü bir kültürel araçtır. Aile içindeki bağlar, dostluklar, hatta romantik ilişkiler bile çoğu zaman mutfakta başlar, sofrada derinleşir. İtalya’da “seni seviyorum” demenin en doğal yollarından biri, birine yemek yapmaktır. Bu nedenle İtalya’da aşk yalnızca kalpte değil, tencerede de pişer.

 

İtalya’da Aşk Neden Sofrada Başlar?

 

Yemek biyolojik bir ihtiyaçtır; ancak İtalya’da aynı zamanda duygusal bir eylemdir. Birine yemek yapmak, zaman ayırmak, emek vermek ve onu mutlu etmeyi istemek anlamına gelir. Bu yüzden İtalyan kültüründe romantik bir ilişkinin en önemli aşamalarından biri, karşılıklı olarak evde yemek pişirmektir. Dışarıda yenen şık bir akşam yemeği hoş bir başlangıçtır; ancak gerçek bağ, mutfakta kurulur.

 

İtalyanlar için “evde yemek yapmak”, bir tür sevgi ilanıdır. Özellikle ilk kez birine kendi yaptığı yemeği sunmak, ilişkide bir eşik olarak görülür. Çünkü mutfak, kusurların da görüldüğü yerdir; yemeğin tuzu, sosun kıvamı, sunumun sadeliği… Tüm bunlar, kişisel bir alanın paylaşılması demektir. Bu paylaşım ise ilişkide güvenin ve samimiyetin başladığı noktadır.

 

Bu noktada “nonna” figürü, yani büyükanne, İtalyan mutfağının kalbinde yer alır. Birçok İtalyan için aşk, önce anneden, sonra büyükanneden öğrenilir. Nasıl sevilir, nasıl beslenir, nasıl beklenir… Hepsi mutfakta gözlemlenir. Nonna’nın “aç mısın?” sorusu, aslında “iyi misin?” demenin kültürel karşılığıdır. Bu nedenle İtalyan mutfağı yalnızca lezzet değil, aynı zamanda bakım ve ilgi dilidir.

 

Aşkın Simgesi Olan Tatlar

 

İtalyan mutfağında bazı tatlar vardır ki yalnızca damaklarda değil, duygularda da iz bırakır. Bu tatlar zamanla aşkın, tutkunun ve romantizmin simgesine dönüşmüştür. Her biri, sofrada kurulan ilişkinin sessiz ama güçlü birer anlatıcısıdır.

 

Tiramisu, belki de bu sembollerin en bilinenidir. Kelime anlamı “beni yukarı çek” olan bu tatlı, adeta moral veren, ruhu iyileştiren bir lezzet olarak görülür. Rivayete göre ilk olarak sevgililerine enerji vermek isteyen İtalyan kadınları tarafından hazırlanmıştır. Kahve, kakao ve mascarpone’un birleşimi, yalnızca tatlı bir son değil, aynı zamanda duygusal bir jesttir. Tiramisu, İtalya’da çoğu zaman bir randevunun kapanış cümlesi gibidir.

Çikolata, özellikle de Perugia’nın meşhur Baci çikolataları, İtalyan romantizminin klasik simgelerindendir. Her bir Baci’nin içinde küçük bir aşk notu bulunur; kimi zaman bir filozofun sözü, kimi zaman isimsiz bir sevgilinin cümlesi… Çikolata burada sadece bir tat değil, yazılı bir duygudur. Sevgililer Günü’nde İtalya’da en çok satılan hediyelerin başında gelmesi tesadüf değildir.

Trüf mantarı (tartufo) ise daha sofistike bir romantizmi temsil eder. Toprağın altından çıkarılan bu nadir ve pahalı mantar, lüksün ve tutkunun simgesidir. Güçlü kokusu ve yoğun aromasıyla trüf, çoğu zaman “gastronomik afrodizyak” olarak tanımlanır. Özellikle özel akşam yemeklerinde tercih edilmesi, onun sıradan değil, “özel biri için” saklanan bir lezzet olduğunu gösterir.

Şarap, özellikle de prosecco ve kırmızı şaraplar, İtalyan sofrasında aşkın akışkan halidir. Bir kadeh şarap, sohbeti yumuşatır, zamanı yavaşlatır ve insanı dinlemeye davet eder. İtalya’da romantik bir yemeğin şarapsız olması neredeyse düşünülemez; çünkü şarap, yemeğin değil, ilişkinin eşlikçisidir.

 

İtalyanların "Date Dinner" Anlayışı

 

İtalyanlar için romantik bir akşam yemeği, gösterişli sunumlar ya da pahalı restoranlardan ibaret değildir. Asıl mesele, birlikte geçirilen zamandır. Yemek aceleyle yenmez, sohbet yarıda kesilmez, telefonlar masada başköşeye konmaz. “Slow food” anlayışı, yemekle beraber ilişkinin de yavaş ve özenli yaşanması gerektiğini hatırlatır.

 

İtalya’da bir randevu, çoğu zaman uzun bir yürüyüşle başlar, ardından küçük bir restoranda paylaşılan sade bir yemekle devam eder. Menüden çok sohbet önemlidir. Çünkü İtalyan kültüründe yemek, konuşmak için bir bahanedir; susmak için değil. Sofra, iki insanın birbirini gerçekten dinlediği nadir alanlardan biridir.

Belki de bu yüzden İtalyan mutfağı dünyanın en romantik mutfaklarından biri sayılır; çünkü her tabakta yalnızca tat değil, bir hikâye, bir duygu ve paylaşılmayı bekleyen bir sevgi vardır.

 

Sevgililer Günü’nün kökeninin de İtalya’ya uzanması tesadüf değildir. Bugün tüm dünyada 14 Şubat’ta kutlanan bu gün, Roma döneminde gizlice âşıkları evlendirdiği için idam edilen San Valentino’ya dayanır. Rivayete göre Valentino’nun son mektubunu “Senin Valentino’ndan” diye imzalaması, modern aşk kartlarının ilham kaynağı olmuştur. Belki de bu yüzden aşk ve sofra, İtalya’da yalnızca kültürel değil, tarihsel olarak da birbirine bağlıdır.

 

Önümüzdeki sayıda, yine İtalya’dan sofraya uzanan yeni hikâyelerde buluşmak dileğiyle.

Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkedin'da paylaş Whatsapp'da paylaş